Kılıçdaroğlu: Devlet ahlakla, istişareyle yönetilir; öfkeyle değil!

CHP Genel Başkanı partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“KİN VE ÖFKEYLE DEVLET YÖNETİLMEZ”

“Urfalı bir arkadaşımız, “Paran yoksa, eşin, çocuğun, komşun yüzüne bakmaz ama en acısı hem paran yok hem Urfalıysan devlet yüzüne bakmaz. İnsan yüzüne bakmaz” diyor. Devlet değil, Saray’da oturanlar senin yüzüne bakmaz.

Buradan 83 milyon vatandaşımıza açık ve net çağrı yapıyorum. Hiçbirimizin umutsuzluğa kapılma hakkı yoktur. Beraber Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak namus borcudur. Türkiye’nin sorunlarını beraber çözeceğiz. Önce Allah’a, sonra kendinize, sonra bize güvenin! Türkiye’yi aydınlığa beraber çıkaracağız.

Öyle bir noktaya geldik ki, akşam yatarken yarın sabah ne olacağını bilmiyoruz. Sabah kalktığımızda hangi kabusa uyanacağımızı da bilmiyoruz. Çünkü devlet yönetilemiyor! Devlet ahlakla, istişareyle yönetilir, öfkeyle değil! İsrafla, savurganlıkla devlet yönetilmez. Kin ve öfkeyle devlet yönetilmez… Egemen güçlerin talimatıyla Türkiye Cumhuriyeti yönetilmez.

“MÜSLÜMANLIĞI KİMSEYE BIRAKMIYORLAR”

“Bir bakıyorsunuz bir milletvekili attığı bir tweet dolayısıyla dokunulmazlığı kaldırılıyor. Yargıtay hemen talimat veriyor yıldırım hızıyla milletvekilliği düşürülüyor. Hangi adalet? Yukardakiler ya da saraydakiler Müslümanlığı kimseye bırakmıyorlar.

Onların dışında bu ülkede Müslüman yok. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan ise bu haksızlığı nasıl sineye çekiyorsunuz, bu haksızlığı öfkeyle nasıl besliyorsunuz siz? Bunu anlamak mümkün değil.

“SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDER”

“Hemen yıldırım hızı ve talimatla bir partinin kapatılması için derhal savcılığa talimat, “Bunu kapatın” diyorlar. Demokrasilerde parti kapatma olmaz. Seçimle gelen seçimle gider. Zaten milletimizden vize alamayan parti yok olur gider! Hem demokrasi, milli irade diyeceksiniz sonra kalkacaksınız sonra hukuka aykırı pek çok uygulamanın altına imza atacaksınız.

Baştan söyledim, yine söyleyeyim. Devlet önyargıyla yönetilmez. Devlet, “bu koltukta kalayım, ne olursa olsun” anlayışıyla yönetilmez. Koltuğa tapılan bir ülkede ne gelişmeyi, ne kadın-erkek eşitliğini asla bulamazsınız.

Bir sabah kalkıyor 42 milyon kadının hakkını elinden alıyor! 42 milyon kadına ihanet edeni gayet iyi görüyoruz. Bir kişi kalktı dedi ki, “Fesh ediyorum”. Kimsin sen! Adaletsizliğin ağababasısın biz onu biliyoruz. Kin ve öfkeyle ülkeyi yönetiyorsun. Yandaşlarına milyar dolarlar kazandırdığını biliyoruz. Siyaseti cep doldurma aracı olarak gördüğünü de biliyoruz.

“SEN BU SÖZLEŞMENİN NESİNE KARŞISIN?”

“AK Parti’ye MHP’ye oy veren kadınlara seslenmek istiyorum. Cumhur İttifakı diyorlar ya, aslında Cumhur İttifakı yok orada, koltuk ittifakı var. İlkeler yok orada. Bütün mücadele koltuğu korumak üzere.

11 Mayıs 2011’de İstanbul Sözleşmesi kabul edildi. Amacı aile içi şiddeti önlemek. Tüm kadınların adına soruyorum. Erdoğan, sen bunun nesine karşısın? Gazi Meclis’ten oy birliğiyle çıkan İstanbul Sözleşmesi’ni fesh ederken kime sordun, bu ülkenin kadınlarına sordun mu? Kadınların nasıl şiddete uğradığını biliyor musun?

“ORTA ÇAĞ’DA BÖYLE BİR ANLAYIŞ YOK”

“Bir hakkı kadınların elinden almak zorbalıktır. Buna asla izin vermeyeceğiz. Kadın kardeşlerime sesleniyorum, mağdur olan sizsiniz. Kadın öldürülebilir, şiddete, tecavüze uğrayabilir. Bunun ahlaklı bir yönü var mıdır?

Orta Çağ’da bile böyle bir anlayış yoktur! İstanbul Sözleşmesi, TBMM’den oybirliği ile geçti. Erdoğan ‘koltuğumu nasıl korurum’ diye hareket ediyor, bu millet zorbayı demokratik yollarla, özellikle kadınların oylarıyla Saray’dan indirecek.

Tekrar güven ortamını sağlaması için Erdoğan’ın çıkıp “israfa son paketi açıklayacağım” demesi lazım. Kanal İstanbul gibi ucube projeleri yapmayacağız demesi lazım. “Bütçe disiplinini, mali disiplinini sağlayacağım” demesi lazım. Paraların nerede olduğunu vatandaşın da milletvekillerinin de herkesin de bilmesi lazım…

Her toplantıdan sonra biraz gülelim diye söylüyorum. Erdoğan bundan bir süre önce Covid-19’da yaşanan aksaklıklarla ilgili ben sorumlu değilim diyebilmek için “Ben tıp mensubu değilim, benim alanım ekonomi” diyordu. Ekonominin geldiği yer malum. Allah yüzümüze bakmış, iyi ki doktor değil. Doktor olsa, memlekette yaşayacak kişi kalmazdı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir